MARTI JONATHAN LİVİNGSTON KİTABININ ÖZETİ Ana içeriğe atla

MARTI JONATHAN LİVİNGSTON KİTABININ ÖZETİ


Martı Jonathan benzerlerinden farklıydı. Diğer martılar gibi davranamıyordu. Sürekli yeni şeyler bulmanın çabasındaydı. Yeni rekorlar kırmak, adını herkese duyurmak istiyordu. Ama bu çabası ne anne ve babasının nede sürüdeki diğer martıların hoşuna gidiyordu. Annesi ve babası onun yeni rekorlar kırmak için uğraşması yerine yiyecek bulup aç kalmaması ve kışa hazırlanmasını söyleyip duruyorlardı. Martı Jonathan, yüksekten, çok yüksekten uçmak ve de dalış yapmak istiyordu. Denemeler yaptı, başarısızdı, pes etti ve birkaç gün sürüdeki diğer martılar gibi davranmaya çalıştı olmadı. Tekrar başlamıştı denemelere. Sonunda ne yapacağını buldu; Şahinin ki gibi kısa kanatlar! Kanatlarını kısıp uçmaya başladı, denize daldı başardı. Ama ne yazık ki sürüden kovuldu. Çünkü onlar gibi davranmamıştı. Tek suçu buydu. Kayalığın arkasına, çok uzakta kalmaya mahkûm edildi. Birkaç gün sonra bir martı çıkageldi. Onu çok güzel bir yere getirdi. Onun gibi bir sürü martı vardı. Öğrenciydi başta. Sonra başardı, çok ilerledi ve öğretmen oldu. Yaşlanmıştı da tabii. Sonra dünyaya tekrar inmeye karar verdi. Onu eğiten öğretmenleri karşı çıktı. Burada kalarak martılara ders vermesinin daha iyi olacağını söyledi ama o direndi. Kendi gibi genç martılar bulup onları kurtarmak istiyordu. Eğer onunda öğretmeni dünyaya inmeseydi Jonathan da orada kalacak hiçbir şey başaramayacaktı. Sonunda  dünyaya indi ve  birçok öğrencisi oldu ve onlarda usta birer martı, martıdan daha fazla olmuştu.
                   
                                                                                          Beyzanur Bolat  

Güzelkelam Android Uygulamasını buradan İndirebilirsiniz.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARI GELİN TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Eski dönemlerden birinde,Çoruh nehrinin kıyılarında yaşayan Kıpçak beyinin sarı saçlı kızı vardır.Erzurumlu bir genç Kıpçak beyinin kızına aşık olur.Hem Erzurumlu  gencin ailesi hem de Kıpçak beyi karşı çıkar bu sevdaya.Kavuşmalarına engel olurlar.Erzurumlu genç ise sevdasının peşinden gitmeye karalıdır.Sevdiği Kıpçak  kızına şiir yazar ve daha sonra kızı kaçırır.Kaçan iki sevdalı gencin peşine Kıpçak beyinin adamları düşer.Kovalamaca sonucunda Erzurumlu genç,beyin adamları tarafından öldürülür.Bu sevda da tarihin hüzünlü ve acılı sayfaları arasındaki yerini  alır… Sarı Gelin türküsünün hikayesi hakkında çeşitli rivayetler vardır.Kızın Türk değil Gürcü olduğu,Ermeni türküsü olduğu gibi veya farklı versiyonları vardır. Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin müritlerinden Sananı’nin başından geçen bir sevda hikayesi olarak da anlatılır.Birçok türkünün,birden çok hikayesi vardır.Bu bir hikayenin doğru,diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.Bu o türkünün ne kadar zengin olduğuna işaret eder…

BİTLİS'TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Bu yazımızda sizlere Anadolu muzun eşsiz güzelliklerinden biri olan türkülerimizden “Bitlis’te Beş Minare” türküsünün hikayesini paylaşmak istiyorum.
Yıllardan 1916…
Anadolu düşman işgali altında...
Ruslar, Doğu Anadolu bölgesinde ilerlemeye çalışıyor, kahraman Anadolu insanı ise genç yaşlı demeden cepheye gitmiş vatanını savunuyordu.Ruslar bazı bölgeleri ele geçirmişlerdi. Ele geçirdikleri yerlerden birisi de Bitlis idi.
Bitlis o dönemde o bölgede aktif yaşantının olduğu bir şehirdi.Ancak düşman işgal etmeye başladığında hem şehirden göçenler hem de cepheye gidenlerden dolayı şehrin nüfusu oldukça düştü. Gelen Rus askeri ise işgal sırasında birçok yere zarar veriyor,şehri harabe haline getiriyorlardı.
Savaş sona erdi...
Kahraman Anadolu insanı düşmanın Anadoluyu teslim almasına izin vermedi...
Düşman Anadolu dan çekildi...
İşte beş minarenin hikayesi de işte burada başladı...
Bir baba ile oğlu savaş sonrasında tekrar memleketlerine Bitlis’e dönüyorlardı.Uzun bir yol gittikten sonra şe…

GÜMÜŞ KANAT KİTABININ ÖZETİ

Kemal 11 yaşındaydı. Pencereden dışarıda yağan karı izliyordu. Düşünüyordu da… 11 yaşındaydı ama kendini ihtiyarlamış gibi hissediyordu. -Ee kolayda değildi çektiği sıkıntılar. Babası fabrikada ustabaşıydı. Hatta örnek bir ustabaşıydı. Okumamıştı ama okuyanlara örnek olacak bir ustabaşıydı. Babası fabrikada kitap ciltlerdi. Kemal de arada onun yanına giderdi. Çok severdi fabrikayı. Makinalarla arkadaş bile olmuştu. Konuşuyordu onlarla. Sanki her bir sesleri bir şeyler anlatırdı Kemal’e. Ama ah o talihsiz kaza... 
Buraya kadar her şey çok iyiydi. Ama babası parmaklarını makinaya kaptırmıştı. Çalışamazdı artık. Ama içi rahattı çünkü bunu yanında çalışan çırak için yapmıştı. Çırağı kolunu makinaya kaptırınca ona bir şey olmasın diye onu kurtarmak istemişti. Ona bir şey olmamıştı ama babasının 4 parmağı yoktu artık. Böyle de kitap ciltlenmezdi ki. Babası hayata küsmüştü. Konuşmuyordu. Evlerini geçindirecek paraları yoktu artık. Başlarda idare ettiler annesi sayesinde. Kemal’in annesi de be…