KİTAPÇI HİKAYESİ-2 - GÜZELKELAM

KİTAPÇI HİKAYESİ-2



Çayını yudumlarken ”esaslı çay yapıyor kerata” dedi fısıltıyla. Kendisi ne sigara ne de başka bir şeyin müptelası değildi. Lakin onda da çay tiryakiliği vardı. Çay içmeden edemezdi kitapçı bazen açık bazen demli.
Çayı ihmal etmezdi.

Birkaç saat sonra yeni gelen kitapları düzenlemeye koyulmuştu. Kitaplıklar kitapların konularına göre ayrılmıştı. Roman, şiir, tarih, siyaset gibi başlıklara göre tasnif ediliyorlardı. Kutulardan birinde bazı mühim edebi sanatçıların ilk basım kitapları bulunuyordu. Bunların yayımlandığı tarihin üzerinden seneler geçtiği için biraz yıpranma göze çarpıyordu, kapaklarında, iç sayfalarında. Bu sebepten kitapçı onları adeta kendi nazarından sakınıyor  zarar görmesinler diye itinayla onlara ayırdığı raflara yerleştiriyordu. Her işin bir adabı vardır sözünün düsturuyla bir yemini vardı kitapçının kendine; kaç yaşına gelirse gelesin kitaplarına gözü gibi bakacaktı.
Yanında çalışan ortaokul çağlardaki çocuk kitapçının bu hallerine bazen hayret ediyordu. Bu işin maddiyat bakımından çok büyük bir getirisi yoktu. Fazla para kazanmayan bu adamın aza tamah edip ağzından hiç şikâyet cümlesi dökmemesi dikkatini celp ediyordu. Oysa babası kitapçının tam aksine, memur maaşı ile ay sonunu zor getiriyor ve evde çocukların sesine bile tahammül edemeden geçimden yana sürekli dert yanıyordu. Kendisinin ne kadar farkında olduğu bilinmez ama çırak içten içe kitapçıyı örnek alıyordu. Derslerinde kendisine yardımcı olması evladıyla ilgilenir gibi alaka göstermesi çocuğu çok mutlu ediyordu. Bu adam bu kadar şeyi nasıl öğrenmiş diyordu gıpta ederek.
Yeni gelen kitaplarla hasbihal ederken gönül diliyle kitapçı, keyfi yerine gelmiş olmalı ki çırağa seslendi “ Evlat, yadigâra ses ver de türkü dinleyelim”.

Elinde Abdürrahim Karakoç’un Vur Emri şiir kitabı vardı. Mihriban şiirinden gözlerini alamıyordu.
Çocuk hızla yerinden kalktı mekânın girişinde uzun çalışma masasının başında cama doğru dayandırılmış şekilde duran radyoyu açtı. Kitapçı yadigâr derdi radyoya, baba ocağından kendisine kalan yegâne hatıraydı “yadigâr”. Bir süre kitapçının sevdiği frekansı aradı çocuk cızırdayan sesler arasından. Bulduğu sırada bir türkü bitmiş olmalı ki sunucu günün gelişen olaylarına dair konuşuyordu neden sonra zaman bir türkü çalmaya gelmişti “sıra Musa Eroğlu’ndan Mihriban türküsüne geldi” dedi sunucu hüzünlü bir sesle ve bağlamanın sesi mekânda yankılanmaya başladı.
Kitapçı elindeki kitapta okuduğu şiirin türküsünü umulmadık bir anda dinler bulmuştu kendini. İçi bir hoş olmuştu.

“Cenabı Allahtan başka bir şey dileseydim olacakmış” .
Sonra çocuğu yanına çağırdı ve kitabı eline tutuştururken
“sen de oku evlat ezberle bu şiiri unutma ömrünce ” dedi.

Masasına oturdu kitapçı yadigârın sesini biraz daha açtı. Sırtını koltuğuna iyice yaslayıp Türküyü mırıldanmaya başladı yüzünde beliren bir tebessümle beraber. Mazinin tozlanmış perdesini aralayarak hayallere dalıyordu. Kâinatın sırrını çözmüşçesine mutlanıyordu kitapçı.

                                                                                 Burhan Kazım Çalık
KİTAPÇI HİKAYESİ-2 KİTAPÇI HİKAYESİ-2 Reviewed by Serkan Bolat on Mayıs 16, 2015 Rating: 5

Hiç yorum yok: