KİTAPÇI HİKAYESİ-1 - GÜZELKELAM

KİTAPÇI HİKAYESİ-1


Gözlerini açtığında, karşısındaki köşesinden kırılmış olan aynaya ilişti bakışları. Biraz kirlenmiş önünde tıraş olduğu zamanlardan kalma su damlacıklarının izleri kalmıştı etrafında. Yeni bir güne daha uyanmıştı, içinde bin bir hal ile uzun yolların ardından sakin kasabalara doğru gitmek arzusu ile. Her sabah yeni bir umutla başlarmış diyor insanlık yüzyıllardan beri. Lakin yaşananlar umutları köreltti yanmış, kavrulmuş, köz olmuş yüreklerde. Yaşamak daha çok içinden çıkılamayan bazı zor koşullardan kaçmak kurtulmak anlamına geliyordu birçok insan için öte yandan gencecik insanlar ömürlerinin en güzel çağlarında toprağa düşüyordu. İçlerinde geleceğe dair sonsuz umut ile düş ile ülkü ile.

Yataktan kalkarken böylece, sabah sabah yine başladı düşüncelerin hücumu dedi içinden. Elini yüzünü yıkayıp biraz açıldıktan sonra birkaç tane zeytin, biraz peynir ve yarım ekmek ile yaptı kahvaltısını. Yol üzerinde bayiden gazetesini alarak işine doğru yöneldi. Geçen haftalarda bir üniversite öğrencisinin kampüs içinde bir kavga sonucunda boğazının kesilerek ölmesi onu derinden etkilemişti. Bir kitapçıydı o. Zor yılların ardından kendine güç bela bir iş kurabilmişti. Allah o günleri bir daha yaşatmasın duaları yükseliyordu dudaklarından. O delikanlının mekânı cennet olsun diyordu Fatihalar eşliğinde.  

   
Tüm hayatı kördüğümlerle bağlandığı kitapları ile geçiyordu. Kitaplardı onu hayata bağlayan. Dükkânının önüne geldiğinde kepenklerin kilidini açtı birer birer ve ardından kapının da kilidini açıp camdaki “kapalı” yazısını ters çevirerek “açık” hale getirdi. Yanında bir eleman çalışıyor olmasına rağmen daima işine ondan önce gelir iş yerini kendisi açardı. Bir aşkla bağlanmıştı mesleğine. Kitaplar aracılığıyla kurulacağını düşünürdü aydınlık ve ilim irfan dolu gelecek güzel günlerin. Kendisi bir zamanlar fakülte tahsili için gittiği büyük şehirden siyasi olayların her gün onlarca insanın ölümüyle sonuçlanan evreye geldiğinde ayrılmak ve okulu bırakmak zorunda kalmıştı. 12 Eylül yaşanmış kendi hayatı da birçok akranı gibi bambaşka yerlere savrulmuştu. Kitaplara böylelikle bir kutsiyet yüklemişti kendince. Kitaplara tam manasıyla gönülden iman etmişti. Yüzlerce yıl evvelinden kalma kadim Türkçeyle yazılmış el yazması eserlerin kendilerine has kokusunu içine çekmeden günleri geçmezdi. Pazar günleri izin yapmak ister fakat öğleyi evde oturarak zor eder, hiç iş yapamayacak olsa bile mekânını açardı. İşte böyle bir adamdı kitapçı.
Tam saat dokuz buçuk olmuştu ki esnafa çay dağıtan kahvenin çırağı girdi kapının eşinden. Omzundan sarkan beyaz bez eşliğinde. Artık alışkanlık haline gelmişti tam bu saate kitapçıya sabah çayını bırakırdı.

   “ Kitapçı çayını getirdim. Günaydınlar olsun.” dedi ve bir cevap beklemeden hızla çekip gitti çayları soğutmak istemiyordu.


Çay eşliğinde gazetesini okurdu yıllar evvel babasından böyle öğrenmişti. İzinli olduğu günlerde babasına gazete almaya hiç oyalanmadan eve dönerdi. Babasından gazetede çıkan günün fıkrasını dinlerlerdi ve doyasıya gülerlerdi kardeşleriyle birlikte, kahkahalarla. Hiç unutamadığı şimdi gözleri buğulanarak yâd ettiği en mutlu günleriydi ve o günler bir daha hiç tekerrür etmedi.

Devamı Salı Günü Sizler ile
 İyi Okumalar...
                                                                                  Burhan Kazım Çalık
KİTAPÇI HİKAYESİ-1 KİTAPÇI HİKAYESİ-1 Reviewed by Serkan Bolat on Eylül 28, 2015 Rating: 5

Hiç yorum yok: