CENNET KAPISI ÇANAKKALE KİTABININ ÖZETİ Ana içeriğe atla

CENNET KAPISI ÇANAKKALE KİTABININ ÖZETİ

8. sınıfa giden üç afacan arkadaş okul ile birlikte Çanakkale gezisine gitmek için hazırlanıyorlardı. Sosyal bilgiler öğretmeni ödev vermişti ve bu ödevi yapmak için de Çanakkale’ye gitmeleri, Çanakkale’nin ruhunu araştırmaları gerekiyordu. Herkesin eşyaları tamdı. Hatta Hülya da gerek olandan fazlası bile vardı. Babaannesinin ona verdiği antika bir pusulayı da yanında götürüyordu. Babaannesine de dedesinden kalmıştı. Elden ele geçen bu pusulayı hülyanın Çanakkale’ye gideceğini öğrenen babaannesi vermişti. Eski olmasına rağmen tıkır tıkır çalışıyordu. Çanakkale’ye varan çocuklar bol bol fotoğraf çekiyorlardı. 

Savaş topunun yanına giderek incelemeye koyuldular. Diğer arkadaşları etrafı dolaşırken onlar içine geçirip oturdular. Pusulayı denemek istiyorlardı. Ve kendilerini bir anda zamana yolculuk yaparken buldular. Tarif edilemez bir heyecan vardı içlerinde. Işık hızından daha da hızlıydılar belki de. Sonunda bitti yolculuk ve kendilerini bambaşka bir yerde buldular. Duydukları ilk ses zafer çığlıklarını andırıyordu. Dinleyince anladılar ki Çanakkale savaşının olduğu zamana gitmişlerdi. Görünmez olmuşlardı ve onlara bir şey olmuyordu yani atılan bombalardan ya da silahlardan etkilenmiyorlardı. Ama o kadar şehit verirken onlara bir şey olmaması ya da düşmanların yaptıkları planları duyup da Türk askerlerini uyaramamaları onlara dokunuyordu. Biliyorlardı, savaşı biz kazanacağız ama ölen o gencecik canlar için içleri kan ağlıyordu. Her şahit oldukları olayla birlikte daha da olgunlaştılar. Eski çocuklar değil gibiydiler. 

O zaman duydukları vatan sevgisi benzeri olmayan bir duyguydu. Hiç bu kadar şiddetli hissetmemişlerdi vatan sevgisini içlerinde. Tüm bu olanlardan sonra gerçek dünyaya geri dönmek için buluştular kimseye bahsetmeyeceklerdi olanlardan. Geziye gidenlerden çoğu telefonlardan başını bile kaldırmamışlardı. Ah bir bilselerdi ne çok şey kaybettiklerini. Evet, geri dönmüşlerdi ama hiçbir şey onlar için eskisi gibi değildi. Daha çok bağlıydılar bu vatana artık. Çanakkale’de not aldıklarından güzel bir ödev hazırladılar. Sosyal bilgiler öğretmeni de çok beğenmişti bu ödevi. Tam not almışlardı öğretmenden. Ama asıl önemli olan Çanakkale’nin cennete açılan bir kapı olduğunu anlamaları olmuştu.

                                                                                                      Beyzanur Bolat

Yorumlar

  1. Bizim yarışmqmız vr o yüzden yardimci oldunuz saolun
    :-) :-) :-)

    YanıtlaSil
  2. tarih önemli okumak araştırmak gerekli her zaman için ama böyle baskı altında hocaların not tehdidiyle okumak o kadaar yanlış ki .. bu ülke de okuma bilinci oluşturma biçimi çook yanlış

    YanıtlaSil
  3. yarın kitap sınavım var teşekkürler hem kitabı özetle okudum hemde sınavda yüksek not alacağım

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARI GELİN TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Eski dönemlerden birinde,Çoruh nehrinin kıyılarında yaşayan Kıpçak beyinin sarı saçlı kızı vardır.Erzurumlu bir genç Kıpçak beyinin kızına aşık olur.Hem Erzurumlu  gencin ailesi hem de Kıpçak beyi karşı çıkar bu sevdaya.Kavuşmalarına engel olurlar.Erzurumlu genç ise sevdasının peşinden gitmeye karalıdır.Sevdiği Kıpçak  kızına şiir yazar ve daha sonra kızı kaçırır.Kaçan iki sevdalı gencin peşine Kıpçak beyinin adamları düşer.Kovalamaca sonucunda Erzurumlu genç,beyin adamları tarafından öldürülür.Bu sevda da tarihin hüzünlü ve acılı sayfaları arasındaki yerini  alır… Sarı Gelin türküsünün hikayesi hakkında çeşitli rivayetler vardır.Kızın Türk değil Gürcü olduğu,Ermeni türküsü olduğu gibi veya farklı versiyonları vardır. Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin müritlerinden Sananı’nin başından geçen bir sevda hikayesi olarak da anlatılır.Birçok türkünün,birden çok hikayesi vardır.Bu bir hikayenin doğru,diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.Bu o türkünün ne kadar zengin olduğuna işaret eder…

BİTLİS'TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Bu yazımızda sizlere Anadolu muzun eşsiz güzelliklerinden biri olan türkülerimizden “Bitlis’te Beş Minare” türküsünün hikayesini paylaşmak istiyorum.
Yıllardan 1916…
Anadolu düşman işgali altında...
Ruslar, Doğu Anadolu bölgesinde ilerlemeye çalışıyor, kahraman Anadolu insanı ise genç yaşlı demeden cepheye gitmiş vatanını savunuyordu.Ruslar bazı bölgeleri ele geçirmişlerdi. Ele geçirdikleri yerlerden birisi de Bitlis idi.
Bitlis o dönemde o bölgede aktif yaşantının olduğu bir şehirdi.Ancak düşman işgal etmeye başladığında hem şehirden göçenler hem de cepheye gidenlerden dolayı şehrin nüfusu oldukça düştü. Gelen Rus askeri ise işgal sırasında birçok yere zarar veriyor,şehri harabe haline getiriyorlardı.
Savaş sona erdi...
Kahraman Anadolu insanı düşmanın Anadoluyu teslim almasına izin vermedi...
Düşman Anadolu dan çekildi...
İşte beş minarenin hikayesi de işte burada başladı...
Bir baba ile oğlu savaş sonrasında tekrar memleketlerine Bitlis’e dönüyorlardı.Uzun bir yol gittikten sonra şe…

DRAMA KÖPRÜSÜ TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Çok eskilerde, eşkıyaların yol kestiği ama yiğitlerinden de var olduğu devirlerde, Hasan adında bir deli kanlı yaşardı.
Debreli Hasan…
Debreli Hasan, çetin geçen askerlik yaşamı esnasında, yapılan haksızlıklar karşında susmayarak komutanlarına karşı gelir. Bunun üzerine kendisine hakaret eden komutanlarından birisini vuran Debreli Hasan, askerlerden kaçar ve dağlara sığınır.Artık hayatını dağlarda sürdürmesi gereken Hasan, bunun tek yolunun da eşkıyalıktan geçtiğini bilmektedir.Yaptıklarından çok pişmandır.Ancak iş işten geçmiştir.Bu yol geri dönüşü olmayan bir yoldur.
Ve Hasan eşkıya olur…
Debreli Hasan,  eşkıya olur ama bildiğimiz eşkıyalardan değil. Şimdilerde ki   gibi milletin parasını çalan eşkıyalardan hiç değil.
Debreli Hasan, o dönemde milleti soyan,haksız yere milletin parasını alan ,milletin sırtından geçinen zenginleri soyar.Paraları halka dağıtır. Gücü yetmeyipte kavuşamayanların kavuşmasına vesile olur.O farklı bir eşkıyadır.
Delikanlı bir eşkıya…
Debreli Hasan, millette zulme…