GİZLİ EL KİTABININ ÖZET Ana içeriğe atla

GİZLİ EL KİTABININ ÖZET

Şeref, Afyon meselesini konuşmak üzere müdürün yanına gitmişti. Doktor arkadaşıyla da orda tanışmıştı. Nasıl bir adam olduğunu da çözememişti aslında. Onun sayesinde de Aziz paşa ile tanışmıştı. Oğluna haftada birkaç defa ders verecekti. Paşa Şeref’i sevmişti. Onu çiftliğe götürüyordu ara sıra.  Bir de kızı Seniha vardı. Hoşlanmaya başlamıştı Seniha’dan. Ama nasıl olacaktı bu? Bir paşanın kızıyla evlenebilir miydi? Olacak şey değildi. Aziz paşa onu arada kendi eğlendikleri yere götürüyordu. Şeref’in alışık olmadığı yerlerdi. Gizemli bir dünyaydı adeta. Kumar oynayanlar, içki içenler bunları Şeref gibiler yapsa şüphesiz ayıplanırdı. Ama yüksek mevkide zengin kişilere ses çıkmıyordu. Neden sonra Aziz paşa Şeref’in kızıyla evlenmesini istemişti. Seniha da seviyordu Şeref’i. Evlendiler sonunda. Şeref’ de Aziz paşa sayesinde yüksek makamlara gelmişti. Şeref’ de alışmak zorundaydı o gizemli dünyaya. İş güç nedeniyle unutmuşlardı Seniha ile birbirlerini. Artık ilk günkü aşkları yoktu. Seniha Şeref’in onu aldattığı haberini duyunca büyü bozulmuştu aslında. Ama anladılar ki seviyorlardı hala birbirlerini. Ve söz verdiler bundan sonra birbirlerini bırakmayacaklardı...

GÜZELKELAM.COM ANDROİD UYGULAMASINI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Gizli El; Reşat Nuri Güntekin'in, Cemil Nimet takma adıyla, Dersaadet gazetesinde (1920) tefrika edilen ilk romanlarından biridir. Gizemli bir dünyanın dile getirildiği bu eserde, bir yazarın düş gücünün sözcüklerine nasıl başarıyla yansıdığını görebilirsiniz. Reşat Nuri Güntekin 1889 da İstanbul da doğdu. İlköğrenimini Çanakkale de yaptı. Çanakkale İdadisinde, Mekteb-i Sultanide (Galatasaray Lisesi) ve İzmir de bir Fransız okulunda okudu. 1912 de Edebiyat Fakültesini bitirdi. 1916-1919 arasında İstanbul da Vefa ve Erenköy liselerinde öğretmenlik yaptı. 1931 e kadar çeşitli liselerde Türkçe, Fransızca, Edebiyat, Felsefe ve Pedagoji dersleri verdi. Ardından Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi oldu, 1939a kadar Anadoluyu dolaştı. 1939-43 arasında Çanakkale milletvekili, 1950 de Paris te Kültür Ataşesi ve Türkiye nin Unesco temsilcisiydi. 1954 te emekli oldu, İstanbul Şehir Tiyatroları Edebi Kurul üyeliğine seçildi. 1956 Aralık ayında, tedavi için gittiği Londra da kanserden öldü.
                                                                                                  Beyzanur Bolat

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARI GELİN TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Eski dönemlerden birinde,Çoruh nehrinin kıyılarında yaşayan Kıpçak beyinin sarı saçlı kızı vardır.Erzurumlu bir genç Kıpçak beyinin kızına aşık olur.Hem Erzurumlu  gencin ailesi hem de Kıpçak beyi karşı çıkar bu sevdaya.Kavuşmalarına engel olurlar.Erzurumlu genç ise sevdasının peşinden gitmeye karalıdır.Sevdiği Kıpçak  kızına şiir yazar ve daha sonra kızı kaçırır.Kaçan iki sevdalı gencin peşine Kıpçak beyinin adamları düşer.Kovalamaca sonucunda Erzurumlu genç,beyin adamları tarafından öldürülür.Bu sevda da tarihin hüzünlü ve acılı sayfaları arasındaki yerini  alır… Sarı Gelin türküsünün hikayesi hakkında çeşitli rivayetler vardır.Kızın Türk değil Gürcü olduğu,Ermeni türküsü olduğu gibi veya farklı versiyonları vardır. Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin müritlerinden Sananı’nin başından geçen bir sevda hikayesi olarak da anlatılır.Birçok türkünün,birden çok hikayesi vardır.Bu bir hikayenin doğru,diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.Bu o türkünün ne kadar zengin olduğuna işaret eder…

BİTLİS'TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Bu yazımızda sizlere Anadolu muzun eşsiz güzelliklerinden biri olan türkülerimizden “Bitlis’te Beş Minare” türküsünün hikayesini paylaşmak istiyorum.
Yıllardan 1916…
Anadolu düşman işgali altında...
Ruslar, Doğu Anadolu bölgesinde ilerlemeye çalışıyor, kahraman Anadolu insanı ise genç yaşlı demeden cepheye gitmiş vatanını savunuyordu.Ruslar bazı bölgeleri ele geçirmişlerdi. Ele geçirdikleri yerlerden birisi de Bitlis idi.
Bitlis o dönemde o bölgede aktif yaşantının olduğu bir şehirdi.Ancak düşman işgal etmeye başladığında hem şehirden göçenler hem de cepheye gidenlerden dolayı şehrin nüfusu oldukça düştü. Gelen Rus askeri ise işgal sırasında birçok yere zarar veriyor,şehri harabe haline getiriyorlardı.
Savaş sona erdi...
Kahraman Anadolu insanı düşmanın Anadoluyu teslim almasına izin vermedi...
Düşman Anadolu dan çekildi...
İşte beş minarenin hikayesi de işte burada başladı...
Bir baba ile oğlu savaş sonrasında tekrar memleketlerine Bitlis’e dönüyorlardı.Uzun bir yol gittikten sonra şe…

DRAMA KÖPRÜSÜ TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Çok eskilerde, eşkıyaların yol kestiği ama yiğitlerinden de var olduğu devirlerde, Hasan adında bir deli kanlı yaşardı.
Debreli Hasan…
Debreli Hasan, çetin geçen askerlik yaşamı esnasında, yapılan haksızlıklar karşında susmayarak komutanlarına karşı gelir. Bunun üzerine kendisine hakaret eden komutanlarından birisini vuran Debreli Hasan, askerlerden kaçar ve dağlara sığınır.Artık hayatını dağlarda sürdürmesi gereken Hasan, bunun tek yolunun da eşkıyalıktan geçtiğini bilmektedir.Yaptıklarından çok pişmandır.Ancak iş işten geçmiştir.Bu yol geri dönüşü olmayan bir yoldur.
Ve Hasan eşkıya olur…
Debreli Hasan,  eşkıya olur ama bildiğimiz eşkıyalardan değil. Şimdilerde ki   gibi milletin parasını çalan eşkıyalardan hiç değil.
Debreli Hasan, o dönemde milleti soyan,haksız yere milletin parasını alan ,milletin sırtından geçinen zenginleri soyar.Paraları halka dağıtır. Gücü yetmeyipte kavuşamayanların kavuşmasına vesile olur.O farklı bir eşkıyadır.
Delikanlı bir eşkıya…
Debreli Hasan, millette zulme…