MERVİN KİTABININ ÖZETİ Ana içeriğe atla

MERVİN KİTABININ ÖZETİ

Mervin, küçük yaşta annesinin ölümüyle sarsılmıştı. Üvey anne ile büyümüştü. Üvey annesi oldukça disiplinli ve hata kabul etmeyen acımasız bir anneydi. Mervin’in bir tanede Herman adında ağabeyi vardı. Herman, Berlin’e bir müzik okuluna pianist olmak üzere gönderilmişti. Mervin’de böylece yalnız kalmıştı. O dönemde Adolf Hitler başbakan olmuş, ülkeyi kötü günler beklemekteydi. Mervin’ in yeni öğretmeni ile düşünceleri de değişmişti. Hitler’i sevmeyen ve dindar olan babası Mervin’ in bu durumundan rahatsız ama baskı altında olduğundan ses çıkaramamaktaydı. Nazi partisine üye olmak isteyen Mervin’i babası, subay olmasının daha kolay olacağını ve 18 yaşını beklemek zorunda kalmayacağı konusunda Mervin’i ikna etmeye çalışıyor o düşüncelerden uzaklaştırmaya uğraşıyordu. Ülkede savaş başlamıştı. Almanya’nın sokakları darmaduman ve korkunç bir hal almıştı. Ülke savaşı kaybetmiş, askerler esir düşmüştü. Mervin ve 2 arkadaşı esir kampından kaçmış bir daha da görüşememişlerdi. 2 arkadaşının intihar haberini alan Mervin, olanlara bir anlam verememişti. Mervin, varoluşunu amansızca sorgulamakta ve kitaplar okumaktaydı. Tek dostu kütüphanedeki kız arkadaşıydı. Kütüphanede ‘İslam’ adında bir kitap görmüş ve okumuştu. Sorularının cevapları bu kitaptaydı. Kız arkadaşıyla birbirlerini bekleyeceklerine dair söz verip İslam ülkesi olan Türkiye’ye gitmek için gemiye binmişti.

Kitap Arkası
Savaşın getirdiği yıkım ve yalnızlığın ardından yaşanan sorgulamalar, barış özlemi ve bu atmosferde filizlenen gerçek bir aşkın öyküsü…

İkinci Dünya Savaşı yıllarında genç bir subay adayı olan Mervin'in kendi gerçeğini arama serüvenini okuyoruz bu kitapta.


Mervin'in çocukluğuna, okul maceralarına, eline ilk silah alışına, esaretine, esir kampından kaçışına, ailesi ve arkadaşları ile yaşadığı ilginç ve etkileyici olaylara tanık oluyor, onunla birlikte onun hayatını yaşıyoruz.
                                                                                                               Beyzanur Bolat

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARI GELİN TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Eski dönemlerden birinde,Çoruh nehrinin kıyılarında yaşayan Kıpçak beyinin sarı saçlı kızı vardır.Erzurumlu bir genç Kıpçak beyinin kızına aşık olur.Hem Erzurumlu  gencin ailesi hem de Kıpçak beyi karşı çıkar bu sevdaya.Kavuşmalarına engel olurlar.Erzurumlu genç ise sevdasının peşinden gitmeye karalıdır.Sevdiği Kıpçak  kızına şiir yazar ve daha sonra kızı kaçırır.Kaçan iki sevdalı gencin peşine Kıpçak beyinin adamları düşer.Kovalamaca sonucunda Erzurumlu genç,beyin adamları tarafından öldürülür.Bu sevda da tarihin hüzünlü ve acılı sayfaları arasındaki yerini  alır… Sarı Gelin türküsünün hikayesi hakkında çeşitli rivayetler vardır.Kızın Türk değil Gürcü olduğu,Ermeni türküsü olduğu gibi veya farklı versiyonları vardır. Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin müritlerinden Sananı’nin başından geçen bir sevda hikayesi olarak da anlatılır.Birçok türkünün,birden çok hikayesi vardır.Bu bir hikayenin doğru,diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.Bu o türkünün ne kadar zengin olduğuna işaret eder…

BİTLİS'TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Bu yazımızda sizlere Anadolu muzun eşsiz güzelliklerinden biri olan türkülerimizden “Bitlis’te Beş Minare” türküsünün hikayesini paylaşmak istiyorum.
Yıllardan 1916…
Anadolu düşman işgali altında...
Ruslar, Doğu Anadolu bölgesinde ilerlemeye çalışıyor, kahraman Anadolu insanı ise genç yaşlı demeden cepheye gitmiş vatanını savunuyordu.Ruslar bazı bölgeleri ele geçirmişlerdi. Ele geçirdikleri yerlerden birisi de Bitlis idi.
Bitlis o dönemde o bölgede aktif yaşantının olduğu bir şehirdi.Ancak düşman işgal etmeye başladığında hem şehirden göçenler hem de cepheye gidenlerden dolayı şehrin nüfusu oldukça düştü. Gelen Rus askeri ise işgal sırasında birçok yere zarar veriyor,şehri harabe haline getiriyorlardı.
Savaş sona erdi...
Kahraman Anadolu insanı düşmanın Anadoluyu teslim almasına izin vermedi...
Düşman Anadolu dan çekildi...
İşte beş minarenin hikayesi de işte burada başladı...
Bir baba ile oğlu savaş sonrasında tekrar memleketlerine Bitlis’e dönüyorlardı.Uzun bir yol gittikten sonra şe…

DRAMA KÖPRÜSÜ TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Çok eskilerde, eşkıyaların yol kestiği ama yiğitlerinden de var olduğu devirlerde, Hasan adında bir deli kanlı yaşardı.
Debreli Hasan…
Debreli Hasan, çetin geçen askerlik yaşamı esnasında, yapılan haksızlıklar karşında susmayarak komutanlarına karşı gelir. Bunun üzerine kendisine hakaret eden komutanlarından birisini vuran Debreli Hasan, askerlerden kaçar ve dağlara sığınır.Artık hayatını dağlarda sürdürmesi gereken Hasan, bunun tek yolunun da eşkıyalıktan geçtiğini bilmektedir.Yaptıklarından çok pişmandır.Ancak iş işten geçmiştir.Bu yol geri dönüşü olmayan bir yoldur.
Ve Hasan eşkıya olur…
Debreli Hasan,  eşkıya olur ama bildiğimiz eşkıyalardan değil. Şimdilerde ki   gibi milletin parasını çalan eşkıyalardan hiç değil.
Debreli Hasan, o dönemde milleti soyan,haksız yere milletin parasını alan ,milletin sırtından geçinen zenginleri soyar.Paraları halka dağıtır. Gücü yetmeyipte kavuşamayanların kavuşmasına vesile olur.O farklı bir eşkıyadır.
Delikanlı bir eşkıya…
Debreli Hasan, millette zulme…