Elif Gibi... Ana içeriğe atla

Elif Gibi...












Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?(Saff Suresi 2.Ayet)
Biz ne diye yapmadığımız şeyleri söyleriz.İnsan dediği gibi olmalı veya olduğu şeyleri söylemeli.İnsan günümüzün en önemli sıkıntılarından biri olan taklit Müslümanlığından sıyrılmalı,önce kendinin ne olduğunun farkına varmalı.Bizim birçoğumuz Müslüman olurken aklımız ve mantığımızı kullanarak Müslüman olmadık.Annemizden babamızdan veya diğer büyüklerimizden taklit ederek Müslüman olduk.Büyüklerden öyle gördük,taklit ettik.İmanımız taklit üzerine başladı.Bir kısmımız zaman geçtikçe belki ailemizin zoru ile Kur’an-ı Kerim’i öğrendik.Yaş ilerledi o mukaddes kitabın yüzün bile açmadık.Çocukken namaz kılmayı öğrendik.Yaş ilerledi sadece Cuma namazlarına gider olduk.O da herhalde taklit icabı.Taklitler üzerine kurulan imanımızı rayına oturma vakti çoktan gelmedi mi?Artık taklitten sıyrılmak lazım.Biran önce akıl ve mantık ile imanı halletmek lazım.Sonra kalbe inip,kuru bir beden olmaktan çıkmak gerek.Söz ve davranış birliğini tam manası ile sağlamalıyız.Bir insan kendini Allah'a teslim ederse,şüphesiz kurtulanlardan olur.İnsan Allah için olursa,Allah da onun için olur.İnsan Allah'ı severse Allah da onu sever.İnsan Elif gibi dosdoğru olmalı. Allah'ın önüne çıktığı zaman utandıracak  bir kamburu olmamalı.Kuyulara,zindanlara atılsa bile şükretmeli teslim olmalı.Taklit ile devam etmek yerine,apaçık duran imanı sahiplenmeli, Allah'ın merhametine sığınmalı.
Allah merhamet etmez ise kaybeden insan olur.
                                                                                                                  Serkan Bolat

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARI GELİN TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Eski dönemlerden birinde,Çoruh nehrinin kıyılarında yaşayan Kıpçak beyinin sarı saçlı kızı vardır.Erzurumlu bir genç Kıpçak beyinin kızına aşık olur.Hem Erzurumlu  gencin ailesi hem de Kıpçak beyi karşı çıkar bu sevdaya.Kavuşmalarına engel olurlar.Erzurumlu genç ise sevdasının peşinden gitmeye karalıdır.Sevdiği Kıpçak  kızına şiir yazar ve daha sonra kızı kaçırır.Kaçan iki sevdalı gencin peşine Kıpçak beyinin adamları düşer.Kovalamaca sonucunda Erzurumlu genç,beyin adamları tarafından öldürülür.Bu sevda da tarihin hüzünlü ve acılı sayfaları arasındaki yerini  alır… Sarı Gelin türküsünün hikayesi hakkında çeşitli rivayetler vardır.Kızın Türk değil Gürcü olduğu,Ermeni türküsü olduğu gibi veya farklı versiyonları vardır. Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin müritlerinden Sananı’nin başından geçen bir sevda hikayesi olarak da anlatılır.Birçok türkünün,birden çok hikayesi vardır.Bu bir hikayenin doğru,diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.Bu o türkünün ne kadar zengin olduğuna işaret eder…

BİTLİS'TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Bu yazımızda sizlere Anadolu muzun eşsiz güzelliklerinden biri olan türkülerimizden “Bitlis’te Beş Minare” türküsünün hikayesini paylaşmak istiyorum.
Yıllardan 1916…
Anadolu düşman işgali altında...
Ruslar, Doğu Anadolu bölgesinde ilerlemeye çalışıyor, kahraman Anadolu insanı ise genç yaşlı demeden cepheye gitmiş vatanını savunuyordu.Ruslar bazı bölgeleri ele geçirmişlerdi. Ele geçirdikleri yerlerden birisi de Bitlis idi.
Bitlis o dönemde o bölgede aktif yaşantının olduğu bir şehirdi.Ancak düşman işgal etmeye başladığında hem şehirden göçenler hem de cepheye gidenlerden dolayı şehrin nüfusu oldukça düştü. Gelen Rus askeri ise işgal sırasında birçok yere zarar veriyor,şehri harabe haline getiriyorlardı.
Savaş sona erdi...
Kahraman Anadolu insanı düşmanın Anadoluyu teslim almasına izin vermedi...
Düşman Anadolu dan çekildi...
İşte beş minarenin hikayesi de işte burada başladı...
Bir baba ile oğlu savaş sonrasında tekrar memleketlerine Bitlis’e dönüyorlardı.Uzun bir yol gittikten sonra şe…

GÜMÜŞ KANAT KİTABININ ÖZETİ

Kemal 11 yaşındaydı. Pencereden dışarıda yağan karı izliyordu. Düşünüyordu da… 11 yaşındaydı ama kendini ihtiyarlamış gibi hissediyordu. -Ee kolayda değildi çektiği sıkıntılar. Babası fabrikada ustabaşıydı. Hatta örnek bir ustabaşıydı. Okumamıştı ama okuyanlara örnek olacak bir ustabaşıydı. Babası fabrikada kitap ciltlerdi. Kemal de arada onun yanına giderdi. Çok severdi fabrikayı. Makinalarla arkadaş bile olmuştu. Konuşuyordu onlarla. Sanki her bir sesleri bir şeyler anlatırdı Kemal’e. Ama ah o talihsiz kaza... 
Buraya kadar her şey çok iyiydi. Ama babası parmaklarını makinaya kaptırmıştı. Çalışamazdı artık. Ama içi rahattı çünkü bunu yanında çalışan çırak için yapmıştı. Çırağı kolunu makinaya kaptırınca ona bir şey olmasın diye onu kurtarmak istemişti. Ona bir şey olmamıştı ama babasının 4 parmağı yoktu artık. Böyle de kitap ciltlenmezdi ki. Babası hayata küsmüştü. Konuşmuyordu. Evlerini geçindirecek paraları yoktu artık. Başlarda idare ettiler annesi sayesinde. Kemal’in annesi de be…