KADERE FARKLI BİR BAKIŞ Ana içeriğe atla

KADERE FARKLI BİR BAKIŞ


Tarih de ki benzer acılar ve mutluluklar farklı zamanlarda,farklı insanların kaderleri olmuştur...
Belki de insanoğlunun reenkarnasyon(ruhun sürekli olarak bedenlenmesi),paralel evren gibi geçmiş veya geleceğe yönelik bitmek bilmeyen düşünceleri ve araştırma merakı tarihi bu gerçeklik ile ilgilidir.İnsanın kaderi tam manası ile kavrayamaması insanı gelecek ile ilgili uçsuz bucaksız düşüncelere itmekte.İnsan sadece kendi geleceğini düşünüp,ihtimalleri bir kağıda yazmaya kalkışsa ömrü buna imkan vermez.Ertesi gün başına gelebilme ihtimali olan şeyleri bir kağıda yazıp ona göre hareket etse,herhalde hiç beklemediği,ertesi günlerine yön verecek bir iki durum ile karşılaşır.İnsanların birçoğu kader anlayışını ana hatları ile aklına çizmiştir. Allah'ın katında zaman yoktur.Her şey olmuş ve bitmiştir.Peki o halde insan kendi kaderini çizebilir mi?Yoksa yazılmış bir senaryoyu mu oynamaktadır?Kader konusu üzerine detaylı internet ve kitap araştırması yaptığınızda, bu konu ile ilgili birçok yazı, makale, kitap vb. döküman bulabilirsiniz.Veya geçmiş ve gelecek ile ilgili birçok filim.Ancak size şunu kesin bir kanaat ile bildirebilirim ki; ne kadar okursanız okuyun,öğrenirseniz öğrenin kendiniz bu konuda tatmin edemezsiniz.İşte tam da bu esnada insan için İman devreye girer.(girmelidir.)Çünkü insandan sadece aklı ile kavrayıp,kesin bir kanaate vardığı bir şeye iman etmesini bekleyemeyiz.İman bilmenin, öğrenmenin ve sevmenin dışında karşıdaki belirsizliğin içinde kendini bulmaya çalışmaktır.En azından benim için öyle...
Kim bilir belkide insanın kader olgusunu tam manası ile anlayamaması, yine insanın kendi kaderindendir. 
   
"Kul, hayrıyla, şerriyle kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve şerden) isabet edecek şeyi atlatamayacağını, (hayır ve şerden) kaçacak olan şeyi de yakalayamayacağını bilmedikçe iman etmiş olmaz." Tirmizi, Kader 10, 2145.
                                                                                                                Serkan Bolat

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARI GELİN TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Eski dönemlerden birinde,Çoruh nehrinin kıyılarında yaşayan Kıpçak beyinin sarı saçlı kızı vardır.Erzurumlu bir genç Kıpçak beyinin kızına aşık olur.Hem Erzurumlu  gencin ailesi hem de Kıpçak beyi karşı çıkar bu sevdaya.Kavuşmalarına engel olurlar.Erzurumlu genç ise sevdasının peşinden gitmeye karalıdır.Sevdiği Kıpçak  kızına şiir yazar ve daha sonra kızı kaçırır.Kaçan iki sevdalı gencin peşine Kıpçak beyinin adamları düşer.Kovalamaca sonucunda Erzurumlu genç,beyin adamları tarafından öldürülür.Bu sevda da tarihin hüzünlü ve acılı sayfaları arasındaki yerini  alır… Sarı Gelin türküsünün hikayesi hakkında çeşitli rivayetler vardır.Kızın Türk değil Gürcü olduğu,Ermeni türküsü olduğu gibi veya farklı versiyonları vardır. Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin müritlerinden Sananı’nin başından geçen bir sevda hikayesi olarak da anlatılır.Birçok türkünün,birden çok hikayesi vardır.Bu bir hikayenin doğru,diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.Bu o türkünün ne kadar zengin olduğuna işaret eder…

BİTLİS'TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Bu yazımızda sizlere Anadolu muzun eşsiz güzelliklerinden biri olan türkülerimizden “Bitlis’te Beş Minare” türküsünün hikayesini paylaşmak istiyorum.
Yıllardan 1916…
Anadolu düşman işgali altında...
Ruslar, Doğu Anadolu bölgesinde ilerlemeye çalışıyor, kahraman Anadolu insanı ise genç yaşlı demeden cepheye gitmiş vatanını savunuyordu.Ruslar bazı bölgeleri ele geçirmişlerdi. Ele geçirdikleri yerlerden birisi de Bitlis idi.
Bitlis o dönemde o bölgede aktif yaşantının olduğu bir şehirdi.Ancak düşman işgal etmeye başladığında hem şehirden göçenler hem de cepheye gidenlerden dolayı şehrin nüfusu oldukça düştü. Gelen Rus askeri ise işgal sırasında birçok yere zarar veriyor,şehri harabe haline getiriyorlardı.
Savaş sona erdi...
Kahraman Anadolu insanı düşmanın Anadoluyu teslim almasına izin vermedi...
Düşman Anadolu dan çekildi...
İşte beş minarenin hikayesi de işte burada başladı...
Bir baba ile oğlu savaş sonrasında tekrar memleketlerine Bitlis’e dönüyorlardı.Uzun bir yol gittikten sonra şe…

DRAMA KÖPRÜSÜ TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Çok eskilerde, eşkıyaların yol kestiği ama yiğitlerinden de var olduğu devirlerde, Hasan adında bir deli kanlı yaşardı.
Debreli Hasan…
Debreli Hasan, çetin geçen askerlik yaşamı esnasında, yapılan haksızlıklar karşında susmayarak komutanlarına karşı gelir. Bunun üzerine kendisine hakaret eden komutanlarından birisini vuran Debreli Hasan, askerlerden kaçar ve dağlara sığınır.Artık hayatını dağlarda sürdürmesi gereken Hasan, bunun tek yolunun da eşkıyalıktan geçtiğini bilmektedir.Yaptıklarından çok pişmandır.Ancak iş işten geçmiştir.Bu yol geri dönüşü olmayan bir yoldur.
Ve Hasan eşkıya olur…
Debreli Hasan,  eşkıya olur ama bildiğimiz eşkıyalardan değil. Şimdilerde ki   gibi milletin parasını çalan eşkıyalardan hiç değil.
Debreli Hasan, o dönemde milleti soyan,haksız yere milletin parasını alan ,milletin sırtından geçinen zenginleri soyar.Paraları halka dağıtır. Gücü yetmeyipte kavuşamayanların kavuşmasına vesile olur.O farklı bir eşkıyadır.
Delikanlı bir eşkıya…
Debreli Hasan, millette zulme…