SREBRENİTSA-8372 Ana içeriğe atla

SREBRENİTSA-8372

“Düşmanlarımız sadece tek bir ırk tanıyorlar; kendi ırkları, tek bir din tanıyorlar; kendi dinleri, tek bir siyasi parti tanıyorlar; kendi partileri. Kendilerinden olmayan ne varsa onlar açısından yok edilmeye mahkumdur.” 
Aliya İzzetbegoviç


Srebrenitsa Soykırımı 2. Dünya Savaşı'nda yaşanan kayıplardan sonra Avrupa'da meydana gelen en büyük soykırımın adıdır. Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası toplumun suçlu olduğu soykırımda katledilenlerin sayısı ise resmi rakamlara göre 8372'dir.

Srebrenitsa Soykırımı, Ratko Mladiç komutasındaki Sırp Cumhuriyeti Ordusu, Sırp Cumhuriyeti siyasi liderlik görevinde olan Radovan Karadziç, Yugoslav Ordusu'nun Generali Momcilo Perisiç, Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç ve Sırbistan İçişleri Bakanlığı'ndan doğrudan destek alan paramiliter grubu "Akrepler" (Scorpions) öncülüğünde gerçekleşti. Mağdur insanları korumak için bölgeye gelen Birleşmiş Milletler Hollanda Koruma Gücü'nün (UNPROFOR) gözleri önünde binlerce kişi öldürüldü.

1993 yılında Doğu Bosna'daki çatışmaların dorukta olduğu sırada Bosnalı Sırp güçlerinin "Etnik Temizlik" amaçlarının tam anlamıyla ne demek olduğu görülmeye başlandı. Bölgedeki birçok şehir saldırıya uğradı ve Srebrenitsa bunlardan biriydi. Diğer şehirlerden gelen Bosnalı Müslümanlar burada güvende olabileceklerini düşünerek kendi evlerini terk ettiler. Fakat onlar için burada geçen her gün ağır ölümlerle son buluyordu. Çatışmalar arttıkça insani yardım giderek azalıyordu; ki bu, durumu daha da dayanılmaz kılıyordu. Gerçekleşen bu durum, 16 Nisan 1993 tarihi itibariyle "Güvenli Bölgeler" kurulmasına sebep oldu. Kurulan bu bölgelerin çatışmalardan uzak olması, bir başka deyişle Bosnalı Sırpların Srebrenitsa ve diğer güvenli bölgeleri (Saraybosna, Zepa, Gorazde, Tuzla, Bihaç) terk etmeleri anlamına geliyordu. Srebrenitsa için alınabilecek en kötü karar ise bölgenin silahsızlandırılması oldu. Bu durumda Srebrenitsa, silahlanmış olan Bosnalı Sırp ordusuna karşı tamamen savunmasız kalmış ve Temmuz 1995'te yapılan soykırımı daha da kolaylaştırmıştı.

11 Temmuz tarihinde Ratko Mladic soykırım öncesi şu sözleri söyledi: "Büyük Sırp kutsal gününün öncesindeyiz. Bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz. Türklere karşı ayaklanmamızı hatırlayarak, Müslümanlardan intikam almanın zamanı geldi." Bu cümle Srebrenica'nın kaderini tayin etti. 8372, 12-77 yaş arası erkek sivil Boşnak topluca katledildi. Kadınlar ise tecavüz ve kötü muameleye maruz kaldı. Bosnalı Sırp askerler Boşnaklar'ın bazılarını toplu infaz yerlerinde, bazılarını yollarda, bazılarını dağlarda, katliamdan kaçmak isteyenleri de çeşitli tuzaklar kurarak hunharca katlettiler. Katledilen masum siviller toplu mezarlara gömüldüler. Daha sonra cesetler gömüldükleri yerden kepçelerle parçalanarak çıkartılıp, kimlikleri tespit edilemesin diye sayıları tahmini 64 olan toplu mezarlara gömdüler.

Srebrenitsa'da Boşnaklar'ın katliamının üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen Sırp Cumhuriyeti ve Sırbistan'daki siyasi ve sosyal çevrelerce soykırım hala inkâr ediliyor. Bu da soykırımın son halkası yani 8.inci fazıdır. (Soykırımın 8 fazı: 1-Sınıflandırma 2-Simgeleme 3-Dehümanizasyon 4-Örgütlenme 5-Kutuplaşma 6-Hazırlık 7-İmha 8-İnkar)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SARI GELİN TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Eski dönemlerden birinde,Çoruh nehrinin kıyılarında yaşayan Kıpçak beyinin sarı saçlı kızı vardır.Erzurumlu bir genç Kıpçak beyinin kızına aşık olur.Hem Erzurumlu  gencin ailesi hem de Kıpçak beyi karşı çıkar bu sevdaya.Kavuşmalarına engel olurlar.Erzurumlu genç ise sevdasının peşinden gitmeye karalıdır.Sevdiği Kıpçak  kızına şiir yazar ve daha sonra kızı kaçırır.Kaçan iki sevdalı gencin peşine Kıpçak beyinin adamları düşer.Kovalamaca sonucunda Erzurumlu genç,beyin adamları tarafından öldürülür.Bu sevda da tarihin hüzünlü ve acılı sayfaları arasındaki yerini  alır… Sarı Gelin türküsünün hikayesi hakkında çeşitli rivayetler vardır.Kızın Türk değil Gürcü olduğu,Ermeni türküsü olduğu gibi veya farklı versiyonları vardır. Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin müritlerinden Sananı’nin başından geçen bir sevda hikayesi olarak da anlatılır.Birçok türkünün,birden çok hikayesi vardır.Bu bir hikayenin doğru,diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.Bu o türkünün ne kadar zengin olduğuna işaret eder…

BİTLİS'TE BEŞ MİNARE TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Bu yazımızda sizlere Anadolu muzun eşsiz güzelliklerinden biri olan türkülerimizden “Bitlis’te Beş Minare” türküsünün hikayesini paylaşmak istiyorum.
Yıllardan 1916…
Anadolu düşman işgali altında...
Ruslar, Doğu Anadolu bölgesinde ilerlemeye çalışıyor, kahraman Anadolu insanı ise genç yaşlı demeden cepheye gitmiş vatanını savunuyordu.Ruslar bazı bölgeleri ele geçirmişlerdi. Ele geçirdikleri yerlerden birisi de Bitlis idi.
Bitlis o dönemde o bölgede aktif yaşantının olduğu bir şehirdi.Ancak düşman işgal etmeye başladığında hem şehirden göçenler hem de cepheye gidenlerden dolayı şehrin nüfusu oldukça düştü. Gelen Rus askeri ise işgal sırasında birçok yere zarar veriyor,şehri harabe haline getiriyorlardı.
Savaş sona erdi...
Kahraman Anadolu insanı düşmanın Anadoluyu teslim almasına izin vermedi...
Düşman Anadolu dan çekildi...
İşte beş minarenin hikayesi de işte burada başladı...
Bir baba ile oğlu savaş sonrasında tekrar memleketlerine Bitlis’e dönüyorlardı.Uzun bir yol gittikten sonra şe…

GÜMÜŞ KANAT KİTABININ ÖZETİ

Kemal 11 yaşındaydı. Pencereden dışarıda yağan karı izliyordu. Düşünüyordu da… 11 yaşındaydı ama kendini ihtiyarlamış gibi hissediyordu. -Ee kolayda değildi çektiği sıkıntılar. Babası fabrikada ustabaşıydı. Hatta örnek bir ustabaşıydı. Okumamıştı ama okuyanlara örnek olacak bir ustabaşıydı. Babası fabrikada kitap ciltlerdi. Kemal de arada onun yanına giderdi. Çok severdi fabrikayı. Makinalarla arkadaş bile olmuştu. Konuşuyordu onlarla. Sanki her bir sesleri bir şeyler anlatırdı Kemal’e. Ama ah o talihsiz kaza... 
Buraya kadar her şey çok iyiydi. Ama babası parmaklarını makinaya kaptırmıştı. Çalışamazdı artık. Ama içi rahattı çünkü bunu yanında çalışan çırak için yapmıştı. Çırağı kolunu makinaya kaptırınca ona bir şey olmasın diye onu kurtarmak istemişti. Ona bir şey olmamıştı ama babasının 4 parmağı yoktu artık. Böyle de kitap ciltlenmezdi ki. Babası hayata küsmüştü. Konuşmuyordu. Evlerini geçindirecek paraları yoktu artık. Başlarda idare ettiler annesi sayesinde. Kemal’in annesi de be…